15 Ağustos 2011 Pazartesi

YILDIZ YAĞMURU

YILDIZ YAĞMURU


Kış, beyaz ağaçlar yaratır topraktan; bazı insanlardan umutsuzluk yaratır, ama bir sevgi
iliştirir bu umutsuzluğa, dünyanın en garip çiçeğini yaratır. Annesi babası ölmüştü kızın,
başında bir kukuletası sırtında yırtık bir elbisesi ve tüyleri yağmur yemiş bir paltosu
vardı. Böyle bir kızın cebinde olsa olsa bir dilim ekmeği olur ancak, avucunda sıkı sıkı
tuttuğu birazcık bozuk parası olur. Ama kış güveni nedense kaybolmamıştır. Kuşlara
bakarak ısınmaya çalışır.

Titrerken düşünüyordu kız.
-Bahar gelecek günün birinde Kar taneleri yerine tomurcuk yağacak gökten sincaplar
ılıklığı yukarı taşıyacak. Kış baharın habercisidir, meleklere mektup yazar, gönderilmesini
ister baharın bu arada yeryüzünü oyalar. Bunları düşünürken yaşlı bir adam çıktı
karşısına.
-Param yok, karnım aç, dedi bana para ver biraz, sen küçük bir çocuksun nasılsa
doyururlar seni. Hiç düşünmedi bile kız bütün parasını ihtiyara uzattı. Sanki beyaz bir
aslan girmişti şehre, alev yerine kar soluyordu şemsiyesi olanların şemsiyesini, düşleri
olanların düşlerini parçalıyordu. Ama umutsuzluğa kapılmadı kız, sokakta bir başına
yürüdü. Bir kadın belirdi yanı başına. -Güzel çocuk, dedi yiyecek bir şey var mı
cebinde? Ağzıma üç gündür lokma koymadım kime başvurduysam geri çevirdi beni... Bir
dilim ekmeği vardı ya, onu yesin zavallı kadın, kendisi bir şey yemeyeli iki gün olmuştu
daha.
-Al teyze, dedi, benim karnım tok, daha . demin yemek yedim. İnan bana, daha olsaydı
daha verirdim.
Sonra küçük bir çocuğa giydirdi paltosunu, gömleğini kendi boyunda bir kıza armağan
etti, hava kararmıştı nasıl olsa, kimseler göremezdi kendisini. Ama o bir kedi yavrusunu
gördü; soğuktan sesi bile donmuştu kedinin, bıyıklarında buz tutmuştu miyavlaması.
dergiciler görseydi, kış resmi olarak dağların . değil onun resmini koyarlardı dergi
kapaklarına.
Başından çıkardığı kukuletaya sardı kediyi. Kış,adımlarını yönetir insanların; kürklü
olanları tiyatroya götürür, paltolu olanları sinemaya götürür, ceketli olanları evlerine
götürür, çıplak olanları korulara götürür. Derken, kendini bir koruda buldu kız, saçlarının
arasına sokup ellerini gökyüzüne baktı. O anda tipi dindi, bulutlar açıldı ve ansızın
beliren samanyolundan bir yıldız kaydı, sonra bir yıldız,bir yıldız daha, bütün samanyolu,
büyük ayı, küçük ayı, hepsi ayaklarının dibine düştü kızın, sonra çoban yıldızı düştü.
Yeryüzü inanılmaz sevinçler yaratır. Eğilip baktı kız, toprağa değdikçe altın oluyordu
yıldızlar. Artık gelmemek üzere gidiyordu kış yoksulların, kedilerin yanından; güzel
yemekler, kalın kumaşlar alınırdı bu altınlarla. Göğü seven denizcilerin tanıdığı bütün
yıldızlar birer birer düştü yere onları gören ay bile çekinmedi havada parçalandı ve
dallarına altın birer yaprak olarak kondu ağaçların. Alışverişi seven sincaplar için işte bir
sürü altın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder