12 Ağustos 2011 Cuma

YAŞLI ADAM VE DENİZ KİTAP ÖZETİ (Ernest Hemingway)

YAŞLI ADAM VE DENİZ KİTAP ÖZETİ
(Ernest Hemingway)

Kitap Hakkında Bilgi:
Hemingway'ın Yaşlı Adam ve Deniz adlı eseri ona Nobel Edebiyat Ödülü gibi birçok ödül kazandırmıştır. Hemingway'ın bu hikâyeyi Küba'da yazmıştır ve hikâyenin başkahramanı Kübalı bir balıkçı olan Santiago'dur. Hikâye yaşlı Santiago'nun Gulf Stream'in açıklarında büyük bir yelkenbalığı (bazı çevirilerde yanlışlıkla kılıçbalığı olarak geçer) ile karşılaşması ve onunla 5 gün süren mücadelesini anlatır...

Hikâyedeki olay ve kahramanlar semboliktir. Son derece koyu bir katolik olan Hemingway kitabında incilden öğeleri işlemiştir. Örnegin hikâyenin son kısmında balıkçının sereni toplayıp sırtına vuruşu İsa'nın gerilmeden önce sırtında çarmıhı taşıyışını, sonra yüzükoyu kolları uzatıp avuç içleri yukarı şekilde derin bir uykuya dalışı da çarmıhtan indirilişten sonraki tabloyu anlatır. Hikâyenin baş kahramanının adı Santiago İspanyolca'da Aziz Yakup'a verilen isimdir ve çile çekişin sembolüdür.

Kitabın Özeti:
Sandalıyla balıkçılık yapan, Santiago isimli yaşlı balıkçı, tam seksen dört gündür bir tane dahi balık avlayamamıştı. Bu yüzden, yıllardan beri kendisine yardımcılık yapan küçük Manolin bile, başka bir balıkçının yanında çalışmaya başlamıştı. Ama, yine de fırsat buldukça gelip, yaşlı balıkçıya yardım ediyordu.
Diğer balıkçılar, artık onunla dalga geçiyorlardı. O ise, hava­nın açılmasını bekliyordu. Niyeti alabildiğine açılmak ve avlana-madığı günlerin acısını çıkarmaktı. Böylece, ne kadar İyi bir balık­çı olduğunu dost, düşman yeniden görecekti.
O gece rüyasında, yüksek dağlarda, altın sarısı kumsallarda gezindi, mavi denizlerde dolandı, durdu. Sabah olmadan uyandı ve gidip Manolin’i uyandırdı. Kahvelerini içtikten sonra, Manolin ‘in yardımı ile kayığını denize indirdi ve açıldı.
Güneş doğmak üzereydi. Yaşlı adam kürekleri çekerken, u-çan balıkların suyu yararak dışarı fırlayışlarını, uçarken kanatla­rının tısladığını duyuyordu.
Durmadan kürek çekti. Hep aynı hızla çektiği için yorgunluk duymuyordu.
Güneş denizin üzerinde gözükünce, kendisiyle kıyı arasında dağılmış sandalları görebildi. Karanlık sulara bakıyor, denizin derinliklerinde dimdik inen oltaları izliyordu. Bu arada, baş taraf­taki oltası titredi. Çekince, beş kiloluk bir orkinosun oltanın ucun­da olduğunu gördü. “İyi yem olur” diye kendi kendine konuştu. Bugün seksen beşinci gündü. Mutlaka balık yakalaması lazımdı.
“Tamam” dedi ve bütün dikkatini oltaya verdi. Mutlaka vu­ran bir kıhçbalığı idi. Yaklaşık yüz kulaç derinliğindeki oltanın ucundaki yemleri yiyordu. Oltanın ipini yavaşça gevşetti. Böylece, balık yemi rahatlıkla yiyebilecek ve yakalanacaktı. “Haydi, biraz daha ye” diye yine konuştu.
“Haydi bakalım” diyerek oltayı iki eliyle kavradı ve Ancak, onu bir parmak bile yukarı alamamıştı. İyi ki oltası çok sağlamdı. Ama, tekne ağır ağır sürükleniyordu.
Roller değişmişti. Yaşlı adam balığı çekeceğine, balık yaşlı adamı çekiyordu.
Böylece güneş battı. “Keşke Manolin’de yanımda olsaydı, hem bana yardım eder, hem de ne kadar büyük bir balık yakaladığımı görür­dü. Hem, İnsan yaşlanınca, yalnız kalmamalı…” Hem böyle düşünü­yor, hem de yakaladığı balığın nasıl bir şey olduğunu kestirmeye çalışıyordu.
Tan yeri ağarmak üzereydi ki, balık yemlerden birini kaptı. Çubuğun biri kırıldı. Hemen, ustalıkla bıçağını çıkarıp, oltaları kesti ve birbirine bağladı. Bütün bunları, tek eliyle yapıyordu. Yedekte altı tane oltası daha vardı.
Güneş biraz yükselince, balığın henüz yorulmamış olduğunu anladı. Bu direnişinden dolayı, balığa saygı duyuyordu. Bir ara gözü, kayığına konan kuşa takıldı. Ona bakarken, balık birden bire oltayı çekti. Yaşlı balıkçı denize düşmese de, yere kapaklan­maktan kurtulamadı. Bu arada, sol eli olta tarafından kesilmiş, tamamiyle hissiz bir hal almıştı. Dinlenmesi ve canlanması için, sağ elini devreye soktu.
Birden, sağ eliyle tuttuğu oltanın gerginliğinde bir değişiklik sezdi. Oltanın yavaşça yükseldiğini gördü. Olta düzenli olarak yükseldi. Sonra, sandalın baş yönünde bir şişlik göründü ve balık fırladı. Yükseldi, yükseldi, sonu gelmiyordu. Güneşte pırıl pırıl parlıyordu. Sonra tekrar suya daldı. Tekneden en az yarım metre daha uzundu.
“Onu öldürmek zorundayım, iriliğine ve güzelliğine rağmen bunu yapmalıyım” dedi. ‘ ı
Öğleden sonra, sandal hala ağır ağır ilerliyordu. Balık bir ke­re daha yüzeye kadar çıktı ama zıplayamadı. Böylece, vakit yine akşam olmuştu.
Bu arada, oltayı kolundan söküp, kayığa sıkıca bağladı. Biraz dinlenmesi ve karnını doyurması gerekiyordu. Yakalamış olduğu yunus balığını dilimledi ve yedi. Şimdi de biraz uyuyacaktı. Olta­yı tekrar aldı ve eline doladı ve uyumak için biraz uzandı. Tam dalmıştı ki, eli hızla suratına çarptı. Olta, sağ boşalıyordu. Güç bela, ellerini parçalama pahasına da olsa, kont­rolü sağladı, ancak halen yattığı yerden kalkamamıştı. Sonra, yavaş yavaş doğruldu.
Denize açılalı üçüncü gün olmuştu. Ve balık, teknenin etra­fında dönüp duruyordu. Yaklaşık iki saat, balığın bu dönüşleri devam etti. Ancak, her dönüşü daha kısa oluyordu. Anlaşılan oydu ki, balık da son kozunu oynuyordu. Yaşlı denizcinin de balıktan farkı yoktu. “Sonuna gelmişken, yenilmemeliyim” diye sü­rekli kendisine cesaret ve güç veriyordu.
Saatlerce, balık dondu, zıpladı. Gitti, geldi. Yaşlı balıkçı ne­redeyse pes etmek üzereydi ki, sonunda, balığın yaklaştığı bir anda zıpkınını saplamayı başardı. Zıpkını yiyen dev balık birden bire canlandı ve hızla uzaklaştı. Belli ki o da son kozlarını oynuyordu. Yaşlı adamın gözleri karardı, başı döndü. Yine de oltanın ipini yavaşça gevşetmeyi becerebildi. Bir müddet sonra baktığında, balığın suyun üstünde kımıldamadan durduğunu gördü.
Şimdi de balığı taşımak için, kafasını toparlamalıydı. En a-zından yedi yüz kilo gelirdi. Önce, baş tarafına gidip, solungaçla­rından ipi geçirdi. Böylece, balığı sandalın baş, orta ve kıç tarafına bağladı. Sonra da yelkenleri açarak, yavaş yavaş yol almaya baş­ladı.
Kan kokusunu alan bir köpek balığı, yaklaşık bir saatten beri kayığın ve balığın peşindeydi. Bir müddet sonra yaklaştı ve balık­tan kocaman bir et parçası kopardı. Yaşlı balıkçı, zıpkınım olanca hıncıyla tam gözünün üstüne saplayarak, onu öldürdü. Ancak, kan kokusunun artması hiç de iyi değildi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder