7 Ağustos 2011 Pazar

Osmanlıda Ekonomi

EKONOMİ
Osmanlı Devletinde. İlk nüfus sayımı 1831'de II. Mahmut döneminde yapılmıştır. Önceki dönemlere ait nüfus bilgilerini Tahrîr defterlerinden öğreniyoruz. Bir yer fethedildiğinde ya da belirli aralıklarla kaza ve sancakların vergi yükümlüsü "erkek nüfusunu" ve bunların ödeyeceği vergi miktarını saptamak amacıyla "Tahriri" denilen bir sayım yapılırdı. Tahrir defterlerini "Nişancı" tutar, bir örneği de Eyalette saklanırdı.

1- TOPRAK SİSTEMİ: Osmanlı Devleti’nde ekonominin en önemli kaynağı topraktı. Osmanlı ekonomisinin en önemli sektörü tarımdır. 17. yüzyılın başlarına kadar Osmanlı devleti tarım ürünleri bakımından kendine yeten bir ülkeydi. Ancak, zaman zaman karşılaşılan kuraklık, sel, isyânlar, göçler,ve tımar sisteminin bozulması üretim kayıplarına neden olmuştur. Özellikle tahıl, bağ-bahçe tarımı ön plândayken, 18. yüzyıldan itibaren Avrupa'da sanayinin gelişmesi doğrultusunda tütün, pamuk gibi sanayi bitkilerinin üretimi önem kazanmıştır. Ayrıca Avrupa'nın tarım ürünü ihtiyacı artınca Osmanlı Devletinde “geçimlilik” düzeyde üretimden pazar Ekonomisinin ihtiyaçlarını karşılayacak bir üretim düzeyine gelinmiştir.

mirî Arazi : Mülkiyeti devlete ait olan topraklardır. Mirî toprakların başlıcaları şunlardır:
Havass-ı Hümayun Toprakları: Gelirleri doğrudan doğruya devlet hazinesine giren topraklar olup, mukataa ve iltizam yoluyla yönetilirdi.
Paşmaklık toprakları: Gelirleri padişah kız ve padişah eşlerine bırakılan topraklardı.
Malikâne toprakları: Devlet adamlarına hizmetleri karşılığı mülk olarak verilen topraklardı.
Yurtluk ve Ocaklık Toprakları: Fetih sırasında bazı kumandanlara, hizmetlerine karşılık olmak üzere verilen topraklardır. Ocaklık topraklarının geliri ile tersane giderleri karşılanırdı.
Dirlik Toprakları: Vergi geliri, devlet adamlarına ve askerlere hizmet veya maaş karşılığı verilen topraklardır. Dirlik topraklar üçe ayrılırdı: Has, Zeamet, Tımar.
Tımar : Savaşta sivrilmiş, tımar beyi olma özelliği kazanmış sipahilere verilen 3-20 bin akçe yıllık vergi geliri olan dirliklerdir.
Zeamet : Savaşta üstün yetenek göstermiş olan tımar sahipleri ile devlet merkezindeki divân çavuşlarına, müteferrika ve kâtipler ile eyalet ve sancaklardaki ileri gelen devlet görevlilerine verilen yıllık vergi geliri 20-100 bin akçe arsındaki dirliklerdir.
Has : Padişah ve ailesine, sadrazam, vezirler, beylerbeyi ve sancak beylerine verilen geliri 100 bin akçeden fazla dirliklerdir.
NOT: Tımar sahipleri ilk 3 bin, zeamet sahipleri ise ilk 20 bin akçesini kendi geçimleri için ayırırlardı. Buna “Kılıç Hakkı” denilirdi. Tımar sahipleri geri kalan gelirin her 3 bin akçesi, zeamet ve has sahipleri ise her 5 bin akçesi için tam teçhizatlı bir atlı asker yetiştirmek ve gerektiğinde bunlarla birlikte savaşa katılmak zorundaydı. Bu askere “Cebelü” denilirdi. Dirlik sahipleri kendisine verilen toprakları köylüye 50-150 dönümlük topraklar halinde dağıtır, hasat zamanında köylünün yetiştirdiği ürünün vergisini (öşür yada harac) alırlardı.
Mülk Arazi: Mülkiyeti kişilere ait topraklardır. İkiye ayrılır;
Öşrîyye (Öşür topraklar): Bu topraklar, fethedildiği zaman Müslümanlara verilmiş veya fethedildiğinde Müslümanlara ait olan topraklardır. Bu gibi topraklar sahiplerinin malı olup, dilediği gibi kullanırlar, satabilirler, vakfedebilirler ya da çocuklarına miras olarak bırakabilirlerdi. Bu toprakların sahipleri arazi vergisi olarak “Çift Resmi”, ürün vergisi olarak da "Öşür" vergisini verirlerdi.
Haracîye (Haracî topraklar): Bu topraklar bir yerin fethinden sonra gayrı müslim halkın elinde bırakılan, onlara mülk olarak verilen topraklardır. Sahipleri, dilediği gibi kullanırlar, satabilirler, vakfedebilirler ya da çocuklarına miras olarak bırakabilirlerdi. Bu toprakların sahipleri arazi vergisi olarak “Harac-ı Muvazzaf”, ürün vergisi olarak da Harac-ı Mukassem” vergisini verirlerdi.
Vakıf Arazi: Gelirleri kişiler ya da devlet tarafından hayır kurumlarına bırakılan topraklardı.
Toprak Sisteminde Meydana Gelen Değişmeler:
• Tımar sisteminin bozulmasıyla, Dirlik topraklar Miri Mukataa'ya çevrilerek, yani gelirleri hazineye devredilerek, peşin alınan bir bedel karşılığı üç yıllığına İltizamlara verilmeye başlanmıştır.
NOT: Mültezîm denen iltizam sahipleri daha fazla vergi toplamak için halka baskı yapmışlardır. Bu durum "Celali İsyânlarına" veya vergisini ödeyemeyen köylünün toprağını terk ederek büyük şehirlere göç etmesine sebep olmuştur.
• Devletin artan masraflarının karşılanması için Mukataalar mültezîmlere üç yıllık dönemler için değil, ömür boyu verilmeye başlanmıştır. Bu sisteme “Malikane Usulü” denilmiştir (1695'te).
• Malikâne Usulü’yle sağlanan gelirler de yetmeyince, bu kez Mukataaların yıllık kârları paylara ayrılarak satılmaya başlanmıştır. Bu yönteme de “Esham Usulü” denilmiştir (1775).
• Tımar ve zeâmet sistemi II. Mahmut zamanında kaldırılarak başta valiler olmak üzere devlet memurları maaşa bağlanmıştır.
• 1854'te Arazi Kanunnamesi ile “Mülkiyet” sistemine geçilerek, uzun süre bir toprağı kullananlar o toprağın sahibi olmuşlardır (Zilliyet).
• 1858'de çıkarılan bir başka Arazi Kanunu ile tarım ürünlerinden alınan çeşitli vergiler kaldırılarak, tek vergi olarak "Âşâr" (Öşür) vergisi yürürlükte tutulmuştur.
• Şehirlerin, köylerin, aşiretlerin ileri gelenlerine "Âyân ve eşraf" denilmiştir. Bu kişiler bulundukları yerlerde en etkili ve zengin kişilerdi. Tımar topraklarının mukataaya çevrilmesiyle, bu toprakları iltizama alanlar genellikle "Âyânlar" olmuştur. Böylelikle Dirlik sahiplerinin haklarına sahip olan âyânlar bulundukları yerleri yönetmeye başlamışlardır.
• Merkez teşkilatının bozulmasıyla "beylerbeyi" veya "sancak beyi" olarak atananlar makamlarına gitmeyerek o eyalet ya da sancaktaki âyânı “Mütesellim” (vekil) olarak görevlendirmiştir. Âyânlar böylelikle devlet gücünün temsilcisi durumuna gelince daha da güçlenmişlerdir.

NOT: II. Mahmut, âyânlarla “Sened-i ittifak” denilen bir belge imzalayarak anlaşma yoluna gitmiştir (1808).


2- İLTİZAM SİSTEMİ
Osmanlı Devletinde taşra teşkilatının(merkez dışı) temelini tımar (dirlik) sistemi oluşturuyordu. Devlet bazı bölgelerin vergi gelirlerini hizmet veya maaş karşılığı olarak askerlere veya devlet görevlilerine ayırırdı. Bu gelir kaynağına Dirlik denilirdi. Dirlik sisteminde toprağın;
• mülkiyeti devlete,
• vergisi dirlik sahibine,
• kullanım hakkı köylüye aittir.
Dirlikler 3'e ayrılmıştı:
İltizâm devlete ait bir gelirin ihale yoluyla şahıslara verilmesidir. 16. yüzyıldan sonra uygulamaya konulan bu sistemde devlete ait bir gelir genellikle 3 yıllık bir süre için açık artırmaya çıkarılır,en yüksek bedeli verene devredilirdi. Bu ihaleyi kazanan kişiye “Mültezim” denilmiştir. Mültezimlere dirlik sahiplerine verilen haklar tanınmıştır. İltizâm yöntemi Tanzimat’la (1839) yürürlükten kalkmış, 1855'de yeniden dönülmüştür.

Tımarlı Sipahi hangi durumlarda köylüden toprağı geri alabilirdi?
• Toprağı sebepsiz yere terk edenlerden,
• sebepsiz yere 3 yıl üst üste ekmeyenlerden,
• sebepsiz yere vergisini vermeyenlerden.

Tımarlı Sipahi’nin köylüye karşı görevleri nelerdi?
• Köylünün güvenliğini sağlamak,
• köylünün tohum,gübre vb. ihtiyaçlarını temin etmek,
• köylünün vergisini en kolay şekilde ödemesini sağlamak.

Dirlik Sistemi’nin yararları ne idi?
• Devlet merkezinden toplanması zor vergiler toplanabilmiştir.
• Devlet bazı görevlilerine maaş vermekten kurtulmuştur.
• Devlet asker yetiştirmekten kurtulmuştur.
• Devlet toprakları (Miri arazi) boş kalmadığından üretim artmıştır.
• Tımarlı sipahiler bulundukları yerlerde güvenliği sağlamışlardır.

NOT: Tımar ve zeamet sistemi II.Mahmut zamanında kaldırılarak başta valiler olmak üzere devlet memurları maaşa bağlanmıştır.

Tımarların Mukataa durumuna getirilip mültezimlere verilmesi ne gibi olumsuz sonuçlar doğurmuştur?
• Mültezîm baskısı altında kalan halkın vergisini ödeyememesine ve toprağını terk etmesine.
• İltizamların genellikle o bölgedeki zengin ve güçlü kişilere (âyân) verilmesiyle, taşradaki âyânlar güç kazanmaya başlamış ve devlete baş kaldırmışlardır
• Tımar toprakların iltizama verilmesiyle, valiler eskiden tımarlı sipahiye yaptırdıkları güvenlik ve askerlik hizmetini, “Sarıca Sekban” denilen kapılarında besledikleri askerlere yaptırmaya başlamışlardır. Barış döneminde veya beylerinin tayini çıktığında işşiz kalan ve “Levent adını alan bu insanlar eşkıyâlık yaparak karınlarını doyurmaya başlamışlardır.

3- HAYVANCILIK


Hayvancılığın Osmanlı ekonomisine katkıları şunlardı:
Tarım alanında : Toprakları ekmek için öküz, manda gibi hayvanlardan yararlanılıyordu.
Gıda alanında : Etinden yağından, sütünden yararlanılıyordu.
Sanayi alanında: Yünü ve derisi giyim, dokuma ve ayakkabı üretiminde ham madde olarak kullanılıyordu.
Ulaşım alanında: At, katır, eşek gibi hayvanlar taşıma ve ulaştırmada kullanılıyordu.
Maliye alanında: Hayvanlardan ve hayvansal ürünlerden alınan vergiler devletin başlıca gelir kaynaklarını oluşturuyordu.


4- MADENCİLİK


Osmanlı devleti'nde madenler iltizam olarak dağıtılırdı. Çıkartılan madenlerin çoğu ülke içinde işlenemediğinden dışarıya ihraç edilirdi.

NOT: Osmanlılarda ilk madenin işletilmesi Osman Bey zamanındadır. Bilecik'in fethi ile buradaki demir madeni işletilmiştir.


5- SANAYİ

Osmanlı Devletinde sanayi kesimi esnaf birlikleri(Lonca) halinde teşkilâtlanmıştı. Esnafın üretimi el emeği-göz nuruna dayanıyordu. Bu mevcut sanayi öncesi üretim başlangıçta ülke ihtiyaçlarını karşılıyordu. Ankara'da sof, Bursa'da İpek, Selanik'te çuha, Bulgaristan'da aba Kayseri, Manisa ve Tokat'ta dericilik (debbağlık) yaygındı. Ayrıca Osmanlı Devletinde savaş araç ve gereçlerini üretmek için fabrika ve imalathâneler de kurulmuştu.

Bunlar:
Tersane (Gemi yapım yeri): ilk büyük Osmanlı tersanesi Yıldırım Bayezıt tarafından Gelibolu'da yapılmıştır. Daha sonraki dönemlerde İstanbul, Sİnop, İzmit, Süveyş, Basra gibi sahillerde başka tersaneler de kurulmuştur.

Tophane: İstanbul'un fethinden önce Edirne ve Bursa'da, fetihten sonra da İstanbul'da top döküm tesisleri kurulmuştur.
Baruthane: İlk baruthane Gelibolu'da açılmıştır.
Avrupa’daki Ekonomik Gelişmelerin Osmanlı Sanayisine Etkileri:
• Coğrafi keşiflerle zenginleşen Avrupalılar, artan tüketim eğilimlerini, elde ettikleri altın ve gümüşle Osmanlı pazarlarından karşılayınca esnaf ham madde bulmakta zorlanmıştır.
• Sanayi İnkılâbı sonucu bol ve ucuz, üstelik kapitülasyonlar nedeniyle düşük gümrüklü Avrupa mallarıyla Osmanlı esnafı rekabet edememiştir.

NOT: Esnafı zorlayan başka bir konu da, şehirlere göç eden köylünün, yeniçerilerin ve diğer grupların esnaflığı yeni bir geçim yolu olarak görmesiydi. Bu durum esnaf teşkilatlarının disiplinli yapısını bozmuş, artan esnaf sayısı geçimlerini iyice zorlaştırmıştır.

Osmanlı Devleti’nin Sanayiyi Geliştirmek İçin Aldığı Önlemler:
• Sanayi ham maddelerinin ihracını yasaklamıştır.
• Gelişmiş teknolojiyle yeni imalathaneler açmıştır.
• Islah-ı Sanayi Komisyonu kurarak, esnaf birliklerini canlandırmaya ve onları şirketleştirmeye çalışmıştır.
• Osmanlı Devleti Tanzimat fermanıyla ülkenin kalkınması için yabancı sermayeden yararlanacağını açıklamıştı. Bu yolla Osmanlı ülkesinde haberleşme ve ulaşımı geliştiren adımlar atılmıştır. Kırım savaşı sırasında ilk defa telgraf hattı döşenmiştir. Yine yeni bir teknoloji olan "demiryolu" Osmanlı ülkesine girmiştir. Verilen imtiyazlarla İngilizler Batı Anadolu hattını, Almanlar da Bağdat Demiryolu’nu inşa etmişlerdir.

6- TİCARET


Anadolu’da Ticaret Yolları:
Sağ Kol: İstanbul'dan (Üsküdar) başlayıp, Konya, Adana üzerinden Halep'e uzanıyordu.
Orta Kol: İstanbul'dan (Üsküdar) başlayıp, Diyarbakır'a buradan da Musul ve Bağdat'a kadar uzanıyordu.
Sol Kol: İstanbul'dan (Üsküdar) başlayıp, Erzurum ve Kars'a uzanıyordu.
Rumeli’de Ticaret Yolları:
Sağ Kol: İstanbul'dan Bulgaristan, Eflak-Boğdan ve Erdel'e uzanıyordu.
Orta Kol: İstanbul'dan Edirne,Belgrat üzerinden Avrupa içlerine uzanıyordu.
Sol Kol: İstanbul'dan Edirne, Selanik üzerinden Mora'ya uzanıyordu.
Ticaretle İlgili Deyimler:
Menzil : Yol üzerindeki konaklama noktalarına denilirdi.
Menzil Teşkilatı: Haberleşme “Tatar” denilen ulaklar tarafından yapılıyordu. Devlet habercilerin çabuk gitmelerini sağlayacak dinlenmiş atları ve yiyecek ihtiyaçlarını karşılamak için konaklama yerine yakın köy ve kasabalardaki bazı aileleri bu iş için görevlendirirdi. Bu teşkilata "menzil teşkilatı" denilirdi.
Derbentçi : Ana yolların, boğaz ve geçitlerin güvenliğinden sorumluydu.
Mekkâri Tâifesi : Yolcu ve mal taşıma işlerini meslek edinen esnaflara verilen ad.

Osmanlı Ticaret Gelirlerini Etkileyen Faktörler:


Ticaret yollarının değişmesi (Ümit Burnu)
1838 Balta Limanı Antlaşması : Bu antlaşma, İngiltere ile II.Mahmut Dönemi’nde imzalanmıştır. Dış satımdan alınan vergiler arttırılırken (%12), dış alımdan alınan vergiler azaltılmıştır (%5). II. Mahmut’un bu antlaşmadan amacı, Mehmet Ali Paşa ve Rusya’ya karşı İngiltere’nin desteğini kazanmaktı. Balta Limanı Anlaşması'ndan sonra diğer devletlere de aynı haklar genişletilerek verilmiş ve Osmanlı ülkesi Avrupa Devletlerinin bir "açık pazarı" haline gelmiştir.

Kapitülasyonlar :
• Gümrük,Hukuk,ve ekonomik konularda verilen ayrıcalıklara denir. İlk ticari imtiyazlar Orhan Bey tarafından Cenevizlilere verilmiştir.
• İstanbul'un fethinden sonra Fatih Ceneviz ve Venediklilere ticarî imtiyazlar tanımıştır.
• Kanuni Sultan Süleyman 1535' de Fransızlarla Osmanlıların "Ahidname”, Fransızların “Kapitülasyon dediği anlaşmayı yapmıştır. Kanunî’nin amacı, Şarlken’e karşı Fransa’yı yanına çekerek Avrupa Hıristiyan birliğini bozmaktı.
• Kapitülasyonlar I. Mahmut zamanında sürekli hale getirilmiştir (1740).
• Kapitülasyonlar 24 Temmuz 1923'te Lozan Antlaşması ile kaldırılmıştır.

7- DIŞ BORÇLAR (1)
Osmanlı Devleti bütçe açıklarını kapamak için önce halka ek vergiler getirmiş, yeterli olmayınca hazine bonolarını çıkarmıştır. Bu da yeterli olmayınca dış borca yönelmek zorunda kalmıştır. İlk Dış borç Padişah Abdülmecit Dönemi’nde 1854 yılında Kırım Savaşı sırasında İngiliz ve Fransız sarraflarından alınmış, 20 yıl gibi kısa bir sürede Osmanlı devleti Borç batağına saplanmıştır. 1881'de yayınlanan Muharrem Kararnamesi ile iç ve dış borçlarının ödenmesini Duyun-ı Umumiye (Genel Borçlar) denilen üyeleri alacaklı ülkeler tarafından seçilen bir komisyona bırakmıştır. Osmanlı Devleti borçlarına karşılık tuz, tütün, ipek ve damga vergilerini karşılık olarak göstermiştir. Borçlar konusu, Lozan Antlaşması ile çözümlenmiştir.

8- MÂLİYE
Para
Madenî Paralar (Sikkeler): Osmanlılar 19. yüzyıla kadar altın ve gümüş gibi değerli madenlerden yapılma paralar kullanmışlardır. Bu madenlerden "Darphane"de kesilen yassı yuvarlak parçacıklara “Sikke” denilmiştir. İlk Osmanlı parası Osman Bey tarafından bastırılmıştır. Orhan Bey zamanında bastırılan gümüş paraya “Akçe”, Fatih zamanında basılan altın paraya da “Sultanî” adı verilmiştir. Sikkelere bakır katılmasına“Ayar” denilmiştir. Sonraki dönemlerde çeşitli isimlerde sikkeler piyasaya sürülmüştür. Bunlar “Kuruş, Para, Pul, Metelik, Mecidiye” dir.
Kâğıt Para: İlk kağıt para Sultan Abdülmecit döneminde basılmış, hazine bonosu niteliğindeki bu paraya “Kaime” denilmiştir.

9- VERGİ SİSTEMİ


Osmanlı Devletinde vergi, Şer’i ve Örfî vergiler olmak üzere ikiye ayrılıyordu:
Şer’i Vergiler: Şeriatın emrettiği vergilerdi;
Öşür: Müslümanlardan alınan toprak ürünü vergisidir. Elde edilen ürünün onda biri vergi olarak alınırdı.
Haraç: Müslüman olmayanlardan alınan vergiydi. Harac-ı Mukassem (ürün vergisi) ve Harac-ı muvazzaf (toprak vergisi) şeklinde ikiye ayrılıyordu.
Cizye: Müslüman olmayan erkeklerden, askerlik görevi karşılığı alına vergidir (2).
Ağnam: Hayvandan sayısına göre alınan vergi.

(1) Osmanlı Devleti’nde dış borçlanma hangi padişah döneminde başlamıştır? (2004 KPSS)
A. Abdülaziz    
B. Abdülmecit    
C. II. Abdülhamit
D. V. Murat    
E. II. Mahmut Padişah Abdülmecit döneminde

(2) Osmanli Devleti’nde,
I.Yöneticiler
II. Hanedan üyeleri
III. Azınlıklar
Gruplarindan hangileri Cizye Vergisi ödemekle yükümlüydü? (2001 KPSS)
A. I
 B. III
 C. I ve II
 D. II ve III
 E. I, II ve III

Örfî Vergiler: Padişahın iradesiyle konulan vergilerdi.
Çift Resmi: Reayanın sipahiye ödediği toprak vergisi
Çift bozan vergisi: Toprağını izinsiz olarak terkeden veya üç yıl üst üste ekmeyenlerden alınırdı.
Avarız: Olağanüstü hallerde, Divan-ı Hümayun’un kararı ve padişahın emri ile toplanan vergilere denilirdi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder