7 Ağustos 2011 Pazar

Osmanlı Toplumu

OSMANLI TOPLUMU


Osmanlı Devleti kurulduğunda halkının tamamı Türktü. Sonraki dönemde toprak genişlemesi sonucu bir çok ulus (Yunan,Bulgar,Sırp,Arnavut,Macar,Hırvat,Sloven,Romen,Arap Macar...) Osmanlı yönetimine girdi. Osmanlı Devleti çok uluslu bir imparatorluğa dönüştü.

NOT: Bu çok uluslu yapının çatırdayarak, Osmanlı Devletinin parçalanmasına neden olan en önemli dış gelişme Fransız İhtilali’dir.

1- Osmanlı toplumunda sosyal hareketlilik
Yatay hareketlilik: Bir toplumun ülke coğrafyası üzerinde çeşitli sebeplerle yer değiştirmesi (göç) olayına yatay hareketlilik denilir. Kuruluş ve yükselme dönemlerinde yatay hareketlilik, fethedilen yerlere doğru yerleşme şeklinde görülür. Osmanlı Devleti bu dönemde Balkanlarda Türk nüfusu artırmak için yatay hareketliliği teşvik edici uygulamalar yapmıştır:
• Bataklık yada ıssız yerlere vakıflar kurmak yoluyla buraların ekonomik hayatını canlandırmış, insanların buraya yerleşmesini
özendirmiştir.
• Fethedilen yerlere yerleşeceklere bir takım vergi kolaylıkları sağlanmıştır.
Duraklama Dönemi sonrası yatay hareketlilik aşağıdaki gibi gerçekleşmiştir:
• Bu dönemlerde kaybedilen yerlerdeki Türk ve Müslüman halk iç kesimlere göç etmek zorunda kalmıştır.
• Nüfus artışı, ekonomik güçlükler ve eşkıyalık hareketleri gibi nedenlerle kırsal kesimdeki halk büyük kentlere göç etmiştir.
Dikey hareketlilik: Sınıf atlamak veya bulunduğu sınıf içinde daha yüksek mevkilere gelmeye Dikey hareketlilik denilir. Ortaçağ Avrupası’nın sınıflı toplumlarında ve Hindistan'daki "Kast" teşkilâtının katı sınıfsal yapısında dikey hareketlilik yoktur. Çünkü buralardaki sınıflar kan bağına dayanmaktadır. Örneğin; baron, dük, kont, Lord olabilmenin şartı bu kimselerin soyundan gelmektir. Osmanlı Devletinde "kan bağına" dayanan sınıfsal bir yapı olmadığından dikey hareketlilik yoğun bir şekilde görülür. “Reaya” dediğimiz yönetilenlerden bir kişinin, yönetenlerden saydığımız Seyfiye, İlmiye ya da Kalemiye’ye geçmesi mümkündür (padişah olmak hariç). Bunun için başlıca iki şart vardı:
• Müslüman olmak,
• Eğitim öğretim görmek.
Reaya içindeki müslüman olmayanların “Devşirme” yoluyla Müslümanlaştığını ve kapıkulu sistemi içinde eğitimlerini tamamlayarak devletin önemli kadrolarında görev aldıklarını görüyoruz. Meselâ 1453-1566 yılları arasında görev yapan 24 veziri azamın 20'si devşirmedir.

2- Osmanlı toplumunun dînî yapısı
Osmanlı Devletinde yönetime katılmayan, geçimini tarım ve sanayi alanında üretim yapmak ve ticaretle uğraşmak yoluyla sağlayan ve devlete vergi veren halka REAYA denilmiştir. Reaya çeşitli din,dil ve ırklara mensup topluluklardan oluşuyordu. Osmanlı Devleti’nde millet kavramı günümüzdeki anlamından farklıydı. Aynı din ve mezhepten gelen topluluklar bir "millet" sayılıyordu. Buna göre Müslümanlardan başka 3 temel millet daha vardı: Ortodokslar, Ermeniler ve Yahudiler
Müslümanlar: Türk, Arap, Acem (Fars), Boşnak ve Arnavutlar.
Ortodokslar: Ortodoksların devletle ilişkileri FENER PATRİKHANESİ ve PATRİK tarafından yürütülüyordu. Patrik "vezir" seviyesindeydi. Seçimle ve padişahın onayı ile başa geçiyordu.
Ermeniler: "Monofizm" denilen bir öğretiyi benimsemişlerdi. Ortodoks Kilisesi tarafından dinsizlikle suçlanıyorlardı. Ayrı bir patrikliği bulunmaktaydı.
Yahudiler: Osmanlı nüfusu içinde sayıları pek fazla olmayan Musevilere (% 1) bir millet olarak örgütlenme imkanı tanınmıştı. Bunlar ticaret, bankacılık gibi işlerle uğraştıkları için kısa zamanda zenginleştiler. Musevilerin devletle ilgili işlerinden İstanbul'daki "hahambaşı" sorumluydu.

3- Yerleşim durumuna göre Osmanlı toplumu
Şehirlerde yaşayanlar: Osmanlı Devletinde şehirlerde yaşayan halkı mesleklerine göre 4 grupta inceleyebiliriz: Askeriler(Umera), Tacirler(Tüccar), Esnaf ve zanaatkârlar, diğer gruplar.
Askerîler: Askerî(yönetenler) ve Reâya(yönetilenler) arasındaki belirleyici fark askerîlerin vergi vermemesi, reâyanın ise vermesiydi.
Tâcirler: Tüccarlar.
Esnaf ve zanaatkârlar, Ahîlik: Ahîlik, Anadolu'da 13. yüzyılda yayılmış olan esnaf, zanaatkâr ve işçileri toplayan teşkilâttır. Anadolu Selçuklu Devletinin sosyal düzeninin sağlanmasında ve Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda etkili olan ahîlik teşkilatı dînî, ahlâkî, sosyal ve ekonomik bir nitelik taşıyordu. Ahîlikte her mesleğin bir pîri ve pîr çevresinde toplanan meslek sahipleri vardı. Bu meslek sahiplerinin güven, doğruluk, tövbe ve hidayet gibi kurallara uymaları zorunluydu. Ayrıca, esnaflar “Lonca” adı verilen teşkilâtlara sahiptiler. Her esnaf mutlaka bir loncaya kayıtlı olur, loncasının koruma ve denetimi altında bulunurdu; bugünkü Barolar Birliği, Mimarlar Odası, Şoförler Cemiyeti gibi... Dükkan açma hakkına “Gedik” denilirdi. Gedik'e sahip olmak için çıraklık, kalfalık yapıp, ustalık belgesini almak gerekirdi. Loncaların başlıca görevleri şunlardı:
• Üye sayısını, üretilen malların kalitesini,fiyatını belirlemek
• Esnaf arasındaki haksız rekabeti önlemek,
• Esnaf ile devlet arasındaki ilişkileri düzenlemek,
• Üyelerine kredi vermek.
Her loncada yaşlılardan meydana gelen 6 kişilik bir "ustalar kurulu" vardı. Bunların en yaşlısı başkan olur ve “şeyh” adını alırdı.
Şeyh : Çıraklık ve ustalık törenlerini yönetir ve cezaların uygulanmasını sağlardı.
Kethüda : Loncayı dışarda temsil eder, hükümetle ilişkileri düzenlerdi.
Nakib : Şeyhi temsil eder,esnafla şeyh arasında aracılık yapardı.
Yiğitbaşı : Disiplin işleri ve esnafa hammadde dağıtımını yapardı.
Ehl-i Hibre : İki kişiydiler. Mesleğin sırlarını bilen, malların kalitesi bildiren, fiyat belirleyen uzman (bilirkişi).
Bu 6 kişiden oluşan Lonca kurulunun dışında Lonca teşkilatıyla ilgili devlet görevlileri de vardı. Bunlar:
Kadı : Lonca birliklerinin en üst makamıydı. Esnaf arasındaki anlaşmazlıkları çözümler ve yukarıda belirtilen altı kişilik kurulun seçilmesini onaylar veya görevden alırdı.
Muhtesib : Çarşı ve pazar denetlemesi yapardı. Satılan mal ve fiyatları kontrol ederlerdi (zabıta).
Diğer gruplar: Şehirlerde Askerîler, tacîrler ve esnaflardan başka meslek ve toplum grupları da vardı. Başlıcaları, yabancı tüccarlar, seyyahlar, yabancı ülke temsilcileri, köyden kente göç etmiş işşizler, seyyar satıcılardır

Köylerde yaşayanlar
Çiftçiler (Köylüler) : Dirlik sahiplerinden veya devletten aldıkları 50-150 dönüm arasında “Çiftlik” denilen toprakları işlerlerdi. Ürün vergisi olarak "Öşür" (Müslümanlar) ve "harac" (Müslüman olmayanlar) vergisini öder, toprak vergisi olarak da “Çift Resmi”ni verirlerdi. Üç yıl toprağını ekmeyen veya terkeden çiftçinin toprağı başkasına verilirdi. Bu takdirde bu kişiden “Çiftbozan Akçesi” adıyla bir vergi alınırdı.
Tımar Beyleri: Köylerde yaşayan beyler, çiftçinin denetimini yapar, güvenliği sağlarlardı.
Muaflar: Köylüler arasında hiç vergi vermeyen veya çok az verenlere "Muaf" denilirdi. Derbentçiler, emekli sipahiler, kalelerde görev yapanlar, din görevlileri, bilim adamları muaflar içinde yer alıyordu.
Yörükler (Konar göçerler)
Türk oymaklarının başındakilere “Bey”, Arap aşiretlerinin başındakilere ”Şeyh” adı veriliyordu. Bunların devletle ilgili işlerini “Kethüda” denilen yardımcıları yürütürdü. Hayvancılıkla uğraşan konar göçerler, devlete “Ağnam” veya sürü başına “Ağıl Resmi” denilen bir vergi öderlerdi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder