15 Ağustos 2011 Pazartesi

Aydede Renkli Şehirde

AYDEDE RENKLİ ŞEHİRDE
Dağların arasındaki vadinin en derin yerinde geniş bir düzlük vardı. Bu düzlükte
hayvanların hep bir arada yaşadığı büyük bir kasaba vardı. Hayvanlar buraya Renkli
Şehir ismini vermişlerdi. Çünkü bu büyük kasabada her şeyin bir çok rengi vardı.
Çiçekler çok renkliydiler, ağaçlar da öyle. Çimenler çok renkliydiler, hayvanların kendileri
bile çok . renkliydiler. Her renkten, her sesten canlı burada huzur içinde yaşarlardı.
Renkli Şehir'de hastalanan ya da yaralanan hayvanlar için rengarenk bir hastane vardı.
Sonra hayvanların ihtiyaçlarını karşılamak için rengarenk bir market ve bir de
dondurmacı vardı. Her hayvanın evi başka bir biçimde ve başka bir renkteydi.
Rengarenk oyuncakları olan renkli bir . lunapark vardı. Bütün hayvanlar burada eğlenir,
oyunlar oynarlardı.

Renkli hayvan şehrine hiçbir insan gelmezdi. Çünkü bu dağların arasındaki derin vadinin
dibine kadar hiç kimse inemezdi. Dağların içinden geçen gizli yolu da kimse bilmezdi.
Renkli şehre sadece Aydede, nadiren bir çocuk getirir, çocuk şaşkınlıktan ağzı bir karış
açık, şehri gezer, bütün . hayvanlarla tanışır, oyunlar oynar, eğlenirdi. Sonra Aydede
çocuğu tekrar geri götürürdü.
O sabah aydede yine sırtında küçük bir çocukla çıkagelmişti. Ayılar ve kurtlar ırmakta
balık avlıyor, aslanlar güneşleniyorlardı. Renkli şehrin en yaşlısı olan Aksakal Aslan,
'Hoş geldin Aydede, bu seferki misafirimiz kimmiş bakalım' dedi. Aydede sırtındaki
çocuğu yere indirerek, Aksakal aslan'ın yanına oturdu. 'Bu çocuk ekin'in erkek kardeşi
Oğulcan' diyerek tanıştırdı Oğulcan'ı Aksakal Aslan, 'Memnun oldum Oğulcan' diyerek
çocuğun suratını yaladı.
Oğulcan, 'Buranın kralı sen misin?' diye sordu Aksakal Aslan'a.
Aslan gülerek, 'Hayır, burada kral yoktur, burada bütün hayvanlar barış ve huzur içinde
yaşarlar. Kimsenin de kral olma isteğinin olduğunu sanmıyorum' dedi.
Aydede, 'Oğulcan, her yerde bir kral olduğunu zannediyor ve her zaman da erkeklerin
kral olduğunu düşünüyor' dedi ve devam etti, 'bu yüzden arkadaşlarıyla sürekli kavga
ediyor, ablası ve kız arkadaşlarına hiç saygı göstermiyor' dedi.
Aksakal Aslan şaşkınlıkla, 'Gerçekten mi?' diye sordu. 'Böyle bir şeyi de ilk kez
duyuyorum, nereden . çıkardı acaba bu düşüncelerini' diye merakla sordu Aydedeye ,
Aydede çocuğa dönerek, 'sen ne diyorsun Oğulcan' dedi. 'Bütün filmlerde kral var ve
bütün filmlerde erkekler en güçlüdür, ben de bütün kızlardan daha güçlüyüm, ablamdan
bile' diye cevap verdi Oğulcan.
Aksakal Aslan yine kahkahalar güldü, 'Sizin filmlerinizi bilmem ama burada öyle değil
Oğulcan' diyerek devam etti, burada birbirimize karşı güce ihtiyacımız yoktur. Renkli
şehirde güç, sadece çalışırken ve eğlenirken işimize yarar. Toprağı kazarken,eşyaları
taşırken ve koşuştururken ayaklarımız için. 'Bu sohbet için teşekkür ederiz aksakal
Aslan' dedi Aydede, 'Müsaade edersen, Ben Oğulcan'a renkli şehri gezdirmek istiyorum.
Oğulcan'da Yaşlı aksakal'a eğilerek selam verirken, 'Sizi tanıdığıma çok sevindim
Aksakal Amca. Aslan görünce çok korkacağımı sanırdım ama beni hiç korkutmadınız,
teşekkür ederim' dedi ve Aydedeyle dolaşmaya çıktı.
Dışarıda çok güzel bir güneş tüm renkli şehir halkını ısıtıyordu. Anne ve baba hayvanlar
birlikte çalışıyor, birbirlerine yardım ediyorlardı. Erkek ve kız çocuklar anne ve babalarına
yardım ediyorlar ya da birbirleriyle neşe içinde oynuyorlardı. Aydede, Oğulcan'a
gezdikleri yerlerde çalışan, dinlenen, oynayan renkli hayvanları gösteriyor ve şöyle
diyordu, 'Görüyor musun, burada kimse kimseye emie vermiyor, zorlayarak bir şey
yaptırmaya çalışmıyor. Anneler babalar birbirine yardım ediyor, erkek kardeşler
ablalarına yardım ediyor ve onların sözlerini dinliyorlar. Annesine saygısızlık yapan hiçbir
çocuk gördün mü? Oysa burada her türden hayvan var değil mi?' Oğulcan hala
şaşkınlıkla masal ülkesine benzeyen bu şehri seyrediyordu.
Sonra Renkli Şehrin, renkli marketine girdiler. İçeride gezindiler. Renkli Şehrin, renkli
hayvanları, dışarıda çalışarak elde ettikleri yiyeceklerin ve eşyaların fazlasını diğer
hayvanlara lazım olur diye, getirip görevli kaplumbağalara teslim ediyorlardı. Bazı
hayvanlar ise gelip ihtiyaçları olan, yiyecek ve eşyaları soruyorlar, varsa kendilerine
yetecek kadar alıp gidiyorlardı. Aydede, Oğulcan'a, 'Bak, buradaki çocuklar hiç anne ve babalarına şunu da al, bunu da al, şunu da isterim, bunu da diye baskı yapıyorlar mı?,
ağlayıp duruyorlar mı?' Oğulcan utanarak bu soruya cevap vermedi. Aydede, 'Dilerim
bundan sonra marketlere, bakkallara girdiğinde ablanı, anneni ve babanı her şeyden
almaları için sıkıştırmazsın' dedi. Oğulcan'ın gözleri rengarek şekerlerdeydi. Aydede
bunu gördü ve, 'İstediğini alabilirsin Oğulcan, ancak sadece bir tane' dedi, 'Yoksa hem
dişlerin çürür, hem de miden ağrır. Sonra yemek de yiyemez hasta olursun' oğulcan
peki anlamında başını salladı.
Sonra Aydede Oğulcan'ı sırtına alıp, evine götürmek için şehrin üzerine doğru yükseldi.
Oğulcan şehirdeki bütün renkli hayvanlara el sallayarak, 'Hoşçakalın' diye bağırdı ve
Aydedenin sırtında bulutlara doğru yükseldi.

3 yorum: