24 Mayıs 2011 Salı

TELEVİZYONUN FAYDALARI VE ZARARLARI 5. SINIF DERS NOTU

TELEVİZYONUN FAYDALARI VE ZARARLARI

İnsanların hayatı düşkünlüklerine bağlı olarak altüst olabiliyor. Yaşamını sürdürmek için kimse alkol içmek, kumar oynamak zorunda değil. Bu yüzden, eğlence ya da oyalanma amaçlı yapılan bir şeyin ne zaman kontrolden çıktığını anlamak, yaşamın önemli dönüm noktalarından olsa gerek. Düşkünlüklerin ille de fiziksel maddelerle ilgili olması gerekmiyor. Televizyon, ünü ve her yerde bulunabilirliğiyle, dünyanın en popüler boşa zaman geçirme makinesi olarak karşımıza çıkıyor. Çoğu insan, televizyonla arasında sevmekle nefret etmek arası bir bağ olduğunu itiraf ediyor. Ondan şikayet edenler, şikayetleri bittikten belki de hemen sonra koltuklarına kurulup, uzaktan kumandalarına sarılıveriyorlar. Anne babalar, çocuklarının televizyon seyretmeleri konusunda endişelerini dile getiriyorlar. Ama aslında bu endişe, kendilerinin çok fazla televizyon seyretmesinden kaynaklanmıyor mu? Dost sohbetlerinde, aile toplantılarında, söyleyeceğimiz şeyler tükendiğinde... Çoğumuz onunla olabilmek için bir kitap okumadan, ailemizle, arkadaşlarımızla konuşmadan, bir yakınımızın sesini duymadan, çocuğumuzla bir oyun oynamadan, gönlümüzce bir gezintiye çıkmadan, çocuklarımız için kurabiye pişirmeden geçiriyoruz günlerimizi.
Endüstriyel dünyada bireyler günde ortalama üç saatlerini plansız olarak televizyon seyretmeye ayırıyorlar. Bu saatler, bir gün içinde çalışma ve uyuma dışında tek bir faaliyet için ayrılan en büyük zaman dilimini oluşturuyor. Düşünün, 75 yaşına geldiğinizde, her gün yalnızca üç saat televizyon seyrettiyseniz, yaklaşık 9 yılınızı televizyon karşısında geçirmiş oluyorsunuz. Rakam gerçekten çok çarpıcı. Bazı yorumculara göre bu bağlılık basitçe şu anlama geliyor: İnsanlar televizyon seyretmekten hoşlanıyor ve onu seyretmek için bilinçli bir karar alıyorlar. Eğer herşey bundan ibaretse, o halde neden bu kadar çok insan, fazla televizyon seyrettiği endişesine kapılıyor? Neden 5 yetişkinden 2si, 10 gençten 7si televizyon karşısında çok fazla zaman geçirdiğini düşünüyor? Neden yetişkinlerin yaklaşık % 10u kendini TV bağımlısı olarak tanımlıyor?

Televizyon seyreden insanların davranışlarını ve duygularını günlük yaşam sırasında takip etmek için yapılan bir çalışmada, katılımcılara üzerlerinde taşımaları için birer cihaz verilmiş. Katılımcılara, günde 6-8 kez gelişigüzel olarak bu cihaz aracılığıyla sinyal gönderilmiş. Sinyali aldıkları anda katılımcılar ne yaptıklarını ve ne hissettiklerini not etmişler. O anda televizyon seyreden kişilerin kendilerini rahatlamış ve pasif hissettikleri belirlenmiş. Benzer şekilde, EEG çalışmaları da televizyon seyrederken kitap okumaya oranla daha az zihinsel uyarılma olduğunu göstermiş. İlginç olan, televizyon kapatıldığında rahatlama duygusunun sona ermesi, ancak pasiflik ve düşük uyarılma durumunun devam etmesi. Araştırmaya katılanlar, televizyonun bir şekilde enerjilerini çekip aldığını ve kendilerini tükenmiş, bitkin hissettirdiğini yansıtmışlar. Bu kişiler, televizyon seyrettikten sonra, öncesine oranla herhangi birşeye daha zor yoğunlaştıklarını da söylemişler. Ancak bu durumun aksine, kitap okuduktan sonra, çok nadir olarak bu tür problemlerle karşılamışlar. Spor yaptıktan ya da hobilerle uğraştıktan sonra da ruh hallerinde düzelmeler, iyileşmeler kaydetmişler. Ancak bu çalışmada ortaya çıkan bir başka sonuç, çok fazla televizyon seyredenlerin (günde 4 saatten fazla) az televizyon seyredenlerden (günde 2 saatten az) çok daha az zevk aldıkları. Bazıları fazla zevk almamanın yanı sıra, daha üretken, daha yararlı bir iş yapmadıkları için suçluluk ve rahatsızlık da duyuyorlar. Japonya, İngiltere ve ABDde yapılan araştırmalar, bu suçluluk duygusunun, gelir düzeyi düşük gruplarda daha fazla oluştuğunu göstermiş.

Televizyon karşısında rahatlama duygusu çok çabuk geliştiğinden, insanlar televizyon izlemeyi rahatlamakla, dinlenmekle bir tutmaya şartlanmış durumdalar. Bu ilişki, izleme süresi boyunca kendini gösterdiğinden, zamanla kuvvetleniyor. Televizyon bozulduğunda ya da elektrik kesildiğinde oluşan stres de, bu ilişkiyi destekleyen başka bir etken. Bağımlılık yapan ilaçlar da aynı şekilde çalışıyor. Benzer şekilde, bireylerin, televizyon izlemeyi bırakırlarsa kendilerini daha az rahatlamış hissedeceklerini bilmeleri, televizyonu kapatmamalarında önemli bir etken olabiliyor. Böylece izleme, sürekli daha fazla izlemeye neden oluyor.
Televizyon her şeyden önce beynimizi ele geçiriyor. Ondan sonra elimizdeki kumanda cihazının hangi tuşuna, ne zaman, ne kadar basmamız gerektiğini dikte ediyor. Ve biz, kumandaya hükmettiğimizi düşünüp kendi kendimizi avutuyoruz.

RTÜK tarafından en son 14 ilde gerçekleştirilen, 15 ve daha yukarı yaştaki toplam 4 bin 606 kişinin katıldığı “Televizyon İzleme Eğilimleri Araştırması”na göre televizyon seyretme süresi hafta içi ortalama 5.09, hafta sonu ise 5.15 saat.
 
Beynimize hükmeden televizyonun en önemli icraatlarından birisi, beynin en temel ihtiyaçlarından birisi olan “bilgi” ve “öğrenmeyi” bizim için en azılı düşman hale getiriyor. Veya farkında olmadan bize öyle telkin ediyor.

Televizyon, aile fertlerini birbirlerine yabancılaştırıyor. Aile içi diyalogun zayıflaması, hattâ kopmasına varan felâketlere kapı aralıyor. Aynı odada, aynı ekrana bakıp da, birbirlerinin yüzünü görmeye hasret nice aile bireyleri, bir tür ailecilik veya evcilik oynunu oynamaya başlıyorlar.Aile içindeki fertleri birbirinden ayıran ve uzaklaştıran televizyon, akrabalardan, komşulardan ve dostlardan da koparıyor. Unutturuyor. Neredeyse bir telefon edip, hal-hatır sormaya bile izin vermiyor, fırsat tanımıyor.

Televizyon kanalları dev reklam gelirlerine sahip olduğu için bir türlü sınırlama getirilemeyen ancak şiddet ve erotik mesajlar vererek ergenlik çağındaki çocukları istismar etmektedir. Masum ve savunmasız olan çocukların, medyanın ticari kaygılarının yoğun bombardımanı altında kalmaktadır. Böylece televizyonun belkide en savunmasız kurbanları çocuklar olmaktadır. Evlatlarımızı kendi ellerimizle canavara gönüllü teslim ettiğimizin farkında değiliz. Dahası, pek çok anne veya baba, tazecik fidanlarını bir çocuk bakıcısı gibi televizyonun kucağına teslim ediyor. Çocukların hemen her türlü programı kontrolsüzce seyretmeleri, ruh dünyalarında tamir edilmez yaralar açıyor.. Örneğin bir insan tüm hayatı boyunca bir ya da iki ölüm olayı görebileceği halde, televizyonda hergün binlerce ölüm olayına tanık olur.

Televizyon seyreden çocukların hayal güçleri gelişmiyor. Her şeyi hazır paket halinde almaya ve uygulamaya küçük yaştan itibaren alışıyorlar. Çocuklar izledikleri filmlerden, çizgi filmlerden her şeyi hazır olarak alıyorlar ve zihinleri gün geçtikçe tembelleşiyor. Her şeyini televizyondan almaya, her şeyini televizyonla paylaşmaya başlıyor. Aile içinde olsa bile, kendini diğer aile bireylerinden soyutluyor. Yalnızlaşıyor ve bu yalnızlığını sadece televizyonla doldurmaya çalışıyor. Yabancı kültürler doğrultusunda hazırlanan televizyon programları, çocuklarda farklı etkilenmeler meydana getiriyor. Çocuklar kendi öz kültür ürünleriyle değil, başka ülkelerde üretilen kahramanlar ve farklı değerlerin işlendiği programlarla büyüyorlar.    Çocuklar okula giderken bile sadece tv de gördükleri gibi giyinmeye, konuşmaya, kendi kişilikleri için seçtikleri karekteri kopyalamaya çalışıyorlar. Örneğin televizyonda seyrettiğimiz  kahramanlarından biri olan Pokemon. Çocuklar bu oyunun kahramanlarını konuşuyor, uçmaktan, yenmekten söz ediyor. Pokemon Oyunun tasolarının kumar alışkanlığı yarattığı taso ve kartlarına sahip olma hırsıyla para harcadığı ve arkadaşlarını yenmeye çalıştığı bu nedenle de öğrencilerin daha az hoşgörülü, daha tahammülsüz ve doyumsuz olduğu eğitmenler tarafından gözlemlenmiştir. Bunun yanı sıra dizilerdeki sihirler, olağan üstü şeylerdende çocuklar etkileniyor. Mesela ödevini yaparken bile " keşke sihirli bir gücüm olsaydı da bir el şıklatmamla tüm ödevim yapılıverseydi" diye düşünüyorlar. Bu programlar sayesinde  emek,  alın teri gibi kavramlar malesef kaybolmaktadır.

Televizyon çocukların dil gelişimini de olumsuz yönde etkiliyor. Gerek yabancı ve gerekse yerli programlarda Türkçenin sıkça yanlış, kötü ve yabancı özentili kullanılması, argoya her fırsatta yer verilmesi, çocukları ileriki yaşlara kadar etkileyecek seviyede olumsuz yönde tesir ediyor.

Televizyon sağlık açısından da büyük tehlike arzediyor. Uzmanlara göre televizyon karşısında saatler boyunca oturan, hareketsiz duran, bu da yetmezmiş gibi sürekli bir şeyler atıştıran çocuklar veya ebeveynler kireçlenmeden şeker hastalığına, şişmanlıktan psikolojik hastalıklara kadar pek çok hastalığa yakalanma riskini taşıyor.

Tabi ki televizyonun iyi yönleride bulunmaktadır. Televizyon bir kitle iletişim cihazıdır. Yani, televizyon dünyada olup bitenleri bize en kolay yoldan haber verebilecek, diğer insanlarla düşüncelerimizde benzerlik veya farklılık olup olmadığını sınayabileceğimiz, bütün bunların yanı sıra insanlarla ortak konular üzerine konuşmamızı sağlayan (diziler,maçlar,haberler) ve bu anlamda insanı sosyalleştiren(derinine inildiğinde  tekdüzeleştiren) bir cihazdır. Televizyon işlerimizde de bize yardımcıdır. Mesela hava durumu, yol durumu, ekonomik veriler vb. gibi konularda hayatımızı kolaylaştıracak bilgilere televizyon sayesinde çok çabuk ulaşabiliyoruz. Yani hayatı ayağımıza getirmektedir.

Kısacası televizyon aynı bıçak gibidir bir tarafı keser diğer tarafı kesmez yada bıçağı çeşitli işlerde bize yardımcı olarak kullanabildiğimiz gibi kötü şeyler içinde kullanabiliriz Önemli olan televizyonu insanların hep iyi şeyler için kullanmalarıdır.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder