6 Mayıs 2011 Cuma

7.SINIF SOSYAL BİLGİLER (YAŞAYAN DEMOKRASİ)

7.SINIF SOSYAL BİLGİLER (YAŞAYAN DEMOKRASİ)
Orta Asya Türklerinde Kurultay

Ø    Eski Türklerde siyasi, askerî ve ekonomik kararların alındığı meclise toy ya da kurultay adı verilirdi.
Ø    Orta Asya Türk devletlerinden biri olan Hunlarda her yıl ilkbaharın beşinci ayında (Hazi­ran ayı) devlet işlerinin görüşüldüğü kurultay top­lanırdı. Çeşitli şenliklerin ve spor etkinliklerinin yapıldığı bu toplantılarda bir taraftan da devlet iş­leri görüşülerek karara bağlanırdı. Bu meclislere ileri gelen boylar davet edilir, gelmeyenler devleti protesto etmiş kabul edilirdi. Bu toplantılarda hü­kümdarların yanında her zaman hatun denilen hanımı oturur ve bazı elçileri kabul edebilirdi.
Ø    Türkler hükümdara devleti yönetme yetki­sinin Tanrı tarafından verildiğine inanıyorlardı. Tanrı tarafından verilen bu yönetme hakkına kut inancı denirdi. Kutun kan yoluyla hükümdarın tüm erkek çocuklarına geçtiğine inanılırdı.
Ø    Bütün hanedan üyelerinde kut olduğun­dan kendine siyasi ve askerî bakımdan güvenen kişi taht mücadelesine girebilirdi. Bu durum Türk devletlerinde bölünmeye neden olurdu.
Ø    Devletin devamı için baba - oğul veya kardeşlerin birbirleriyle mücadelesi normal karşı­lanırdı.
Ø    Türk devletlerinde hükümdarlar yönetimi kolaylaştırmak için ülkeyi doğu ve batı olmak üzere ikiye ayırırdı.
       Hükümdarın Görevleri
  Türk milletini ekonomik yönden yüksek bir seviyede, barış içinde hür olarak yaşatmak,
   Orduyu idare edip, ülke çapında asker toplamak,
  Töre adı verilen toplumsal kuralları uygu­lamak,
   Dağınık Türk boylarını toplayıp bir araya getirmek,
   Meclisi toplantıya çağırıp yönetmek,
   Devlet mahkemesine başkanlık etmek,
   Adaletli olmak ve kanunları uygulamak,
   Millete hizmet etmekti.

    İslamiyet'in Kabul Edilmesinden Sonra Meclis
Ø     İslam dininin kabul edilmesinden sonra da devlet yönetiminde Türk kültürünün etkisi de­vam etti. Kut anlayışı İslam dünyasının dinî lideri olan halifenin hükümdarlığı onaylaması uygula­masına dönüştü.
Ø     İslamiyet döneminde de "Devlet ve ülke, hükümdar soyunun ortak malıdır." anlayışı de­vam etti.
Ø     Devletin başında bulunan sultanın önem­li görevleri ve sorumlulukları vardı. Sultan, devle­ti en iyi şekilde yönetir, halkın mutluluğu için çalı­şırdı. Sultandan sonra en yetkili devlet adamı ve­zirdi.
Ø     Devlet işleri, Divan adı verilen bir kurulda görüşülüp karara bağlanırdı. Divan'a, sultan veya vezir başkanlık ederdi.
Ø     İslamiyetin kabulünden sonra kurulan Karahanlılar, Selçuklular ve Osmanlılar gibi Türk devletlerinde de İslamiyet öncesi Türk devlet gelenekleri devam etmiştir. Ancak devlet yönetiminde de din kuralları etkili olmaya baş­lamıştır. Özellikle Osmanlı sultanlarından Ya­vuz Sultan Selim'in halifelik makamını başkent İstanbul'a taşıması ve kendisinin halife olması devleti teokratik bir yapıya büründürmüştür

   Osmanlı Devleti'nde Divan-ı Hümayun
Ø     Osmanlı Devleti'nde padişahın başkanlı­ğında önemli devlet işlerini görüşmek üzere top­lanan meclise, "Divan-ı Hümayun" denirdi. Or­han Bey döneminde, Divan'ın varlığı kesinlik ka­zanmıştır.
Ø     Divan, Orhan Bey zamanından, Fatih'in ilk devirlerine kadar her gün toplanırdı. Toplantı­lar sabah namazından sonra başlar ve öğlene ka­dar devam ederdi. 15. yüzyılın ortalarından itiba­ren toplantılar haftada dört güne (Cumartesi, Pa­zar, Pazartesi, Salı) inmiş, Pazar ve Salı günleri de arz günleri olarak tespit edilmiştir.
Ø     Divan, hangi din ve millete ait olursa ol­sun, kadın erkek herkese açıktı. Ülkenin herhan­gi bir yerinde haksızlığa uğrayan veya kadılarca haklarında yanlış hüküm verilmiş olanlar, vali ve askerî yetkililerden şikâyeti bulunanlar için Divan daima açıktı. Divan'da önce halkın dilek ve şikâ­yetleri dinlenir, ondan sonra devlet işleri görüşü­lüp karara bağlanırdı.
Ø     Divan'da idari ve örfi işler sadrazam, şer’i ve hukuki işler kazasker, mali işler defterdar, ara­zi işleri de nişancı tarafından görülürdü. Divan üyelerinden başka o gün Divan'a gelmiş bulunan halka da din ve milliyet farkı gözetilmeksizin ye­mek verilirdi.
Ø      Divan'da son söz padişaha aitti. Ancak padişah devlet işleri ile ilgili Divan üyelerine danı­şıp fikirlerini alırdı.
Ø      Osmanlı Devleti'nin en önemli yönetim organlarından olan Divan-ı Hümayun, Yükselme Dönemi'nden sonra bozulmaya başladı. 19. yüzyıl­da II. Mahmut bu teşkilatı kaldırarak yerine Avrupa usulünde düzenlenmiş olan bakanlıkları kurdu.

OSMANLI DEVLETİ'NDE DEMOKRATİKLEŞME HAREKETLERİ

     TANZİMAT FERMANI (1839) ( Fermanın ana maddelerinin kodlaması:EVRAK)
1-Kanun önünde herkes EŞİTTİR.
2-VERGİ kişilerin kazancına göre alınacak.
3-RÜŞVET ve iltimas kaldırılacak.
4.ASKERLİK  işleri belli bir düzene göre yapılacak.
5-KANUNUN üstünlüğü kabul edilecek.
   Yukarıda bazı maddelerini verdiğimiz Tan­zimat Fermanı; mutlakiyetin gücünü sınırlan­dırmıştır ve ilk kez bu ferman ile Osmanlı Dev­leti hukuk üstünlüğünü kabul etmiştir. Bu durum demokratikleşme yolunda atılmış en önemli adımlardan birisidir. Ancak Osmanlı halkı Tan­zimat Fermanı ile yönetimde söz sahibi olama­mıştır.

         İSLAHAT FERMANI 1856
     Avrupalı devletlerin baskısıyla ilan edilen ferman,Tanzimat Fermanı’nın genişletilmiş halidir.Bu fermanla azınlıklar,Müslüman halktan daha ayrıcalıklı hale geldiler.Demokratik hareket sayılmasının nedeni bütün Osmanlı halkının can,mal ve namusunun korunması ve kanun önünde eşit sayılmalarıdır.Ama bu fermanla azınlıklar,Müslüman halktan daha çok haklar elde ettiler.

             MEŞRUTİYET DÖNEMLERİ
Ø      Osmanlı halkı ilk kez 1876'da II. Abdülhamid döneminde ilân edilen I. Meşrutiyet ve Kanunî Esasi (Anayasa) ile yönetimde söz sahibi olmuştur ve böylece Osmanlı Devletinin yönetim şekli "meşruti monarşi" şeklinde değişmiştir. Anayasa gereği padişahın yanında halkın seçmiş olduğu vekillerden oluşan Mebusan Meclisi oluşturulmuştur. Oluşan bu parlamenter sistemde kanunların yürürlüğe girmesinde son sözün padişaha ait olması ve padişahın meclisi açma-kapama yetkisinin bulunması meşruti yönetimde mutlakıyet rejiminin özelliklerinin korunduğunun en önemli göstergesidir.
Ø     I.Meşrutiyet'in ömrü fazla uzun sürmemiştir. Meclisteki azınlıkların olumsuz faaliyetleri ve 93 Harbinden dolayı II.Abdülhamid meclisi kapatarak eski yönetim şekline geri dönmüştür. Ancak 1908 yılında bazı Os­manlı aydınlarının çalışmaları neticesinde tek­rar meşrutiyet yönetimine geçilmiştir.

            CUMHURİYETİN İLANI
Ø     Osmanlı topraklarının işgalini, I. Dünya Savaşından sonra imzalanan Mondros Mütarekesi daha da kolaylaştırmıştır. Nitekim İtilaf Devletleri 16 Mart 1920'de başkent İstanbul'u resmen işgal etmişler ve Osmanlı Mebusan Meclisi'ni dağıtmışlardır. Bu gelişmeler TBMM' nin açılmasına ortam hazırlamıştır. Mustafa Kemal bu durum üzerine harekete geçmiş, ulu­sal iradeyi milletin kendi kaderinde etkili olabil­mesi için 23 Nisan 1920'de TBMM'yi açmıştır. TBMM'nin sürekliliğini sağlamak için de 20 Ocak 1921'de Teşkilat-ı Esasiye (Anayasa) ka­bul edilmiştir. Anayasada "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir." maddesinin yer alması Cumhuriyet rejiminin en önemli habercisiydi.
Ø     Eylül 1922'de Kurtuluş Savaşı sonrasın­da 1 Kasım 1922'de Saltanatın kaldırılması Cumhuriyet'in önündeki en önemli engeli de or­tadan kaldırmıştır. Ulusal egemenliğin gerçek­leşmesini isteyen Mustafa Kemal öncülüğünde 29 Ekim 1923'teTBMM'de konu tartışılmış ve
        karara bağlanmıştır. Böylece yeni kurulan dev­   letin rejiminin Cumhuriyet olduğu kabul edilmiş ve ulusal egemenlik kesin olarak gerçekleş­mişti

                 CUMHURİYETİN NİTELİKLERİ

          ANAYASA
         Anayasa temel kanundur. Yürürlükteki kanunlar anayasaya aykırı olamaz. Devletin temel yapısını, işleyiş biçimini, kişilerin hak ve özgürlüklerini be­lirleyen devlet ile halk arasında yapılmış bir sözleşmedir. Anayasa'nın ilk 3 maddesi değiştirilemez.Bu maddeler şöyledir;
       MADDE 1. - Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
       MADDE 2. - Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayı­şı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir Hukuk Devleti'dir.
     MADDE 3. - Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanunda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli marşı "İstiklal Marşı"dır. Başkenti Ankara'dır.

                      CUMHURİYETİN TEMEL İLKELERİ

        Demokratik Devlet
Ø     Demokrasi; egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olmasıdır.
Ø     Demokrasilerde belli dönemlerde yapılan seçimlerle halk temsilcilerini belirler. Böylece millet temsilcileri aracılığı ile kendi kendini yö­netir.
Ø    Vatandaşlar kanunlara göre seçme ve se­çilme hakkını kullanır. Herhangi bir baskı olma­dan istediği siyasi partiye oyunu verir. Aynı zamanda istediği siyasi partiye üye olabilir ve partisi için çalışabilir.
Ø    Herkesin eşit oy hakkı vardır. Seçimlerde oylama gizli, oy sayı­mı ise açık yapılır.    Demokrasilerde, devleti yö­netme yetkisi hiçbir zaman bir kişiye veya belirli bir zümreye bırakılamaz.
Ø    Demokrasilerde, kişiler özgürce düşünür ve düşündüğünü ifade eder.
Ø  Demokrasinin Temel İlkeleri Millî Egemenlik
Ø  Demokraside egemenlik millete aittir. Mil­let bu hakkını temsilcileri (milletvekilleri) aracılı­ğıyla kullanır. Yönetenler, gücünü milletten alır. Hiçbir kimse, zorla iş başına gelemez. Bu esas, anayasamızda şöyle belirtilmiştir: "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir."
       Hürriyet ve Eşitlik
Ø  Demokraside, hürriyet ve eşitlik esastır. Hürriyet, başkalarına zarar vermeden her şeyi yapabilmektir. Bütün insanlar hürdür. Herkes, serbestçe düşünür ve düşüncelerini açıklayabilir.
Ø  Eşitlik, hiçbir ayrım olmaksızın herkesin kanun önünde aynı haklara sahip olmasıdır. Hiç kimseye din, dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşüncesin­den dolayı farklı işlem yapılamaz.
      Siyasi Partiler
Ø  Demokratik yönetimlerde, ülke sorunları­nın çözüm yolları üzerinde aynı düşünceyi payla­şan insanlar bir siyasi parti kurabilirler. Vatan­daşlar, bu siyasi partilerden birine üye olabilirler. Ülkemizde Kurtuluş Savaşı'ndan sonra ilk kuru­lan parti Halk Fırkası'dır. Fırka parti anlamına ge­lir. Cumhuriyetin ilanından sonra partinin adı Cumhuriyet Halk Partisi olmuştur.
Ø  Siyasi partiler, anayasa ve ilgili kanun hü­kümlerine uygun olarak faaliyetlerini sürdürürler. Siyasi partilerin hepsi, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü kabul eder. İnsan hakları­na saygılıdır. Millet egemenliğini esas alır. Demok­ratik ve laik cumhuriyet ilkelerine bağlıdır.
Ø  Demokrasilerde hükümeti kurma görevi, genellikle seçimler sonucunda en çok milletvekil­liği kazanan partiye verilir. Hükümeti kuran partiye iktidar partisi denir. Diğer siyasi partiler ise mu­halefet partileri olarak adlandırılır. Siyasi partiler, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarındandır.
Ø  1946 yılında Türkiye'de ilk kez birden fazla  partinin katıldığı seçimler sonucunda çok  partili hayata geçildi.

     Hukuk Devleti
Ø     Toplumun düzen içinde yaşamasını sağ­layan kurallar bütününe hukuk denir. Devlet bü­tün uygulamalarını bu kurallara göre yapar. Hu­kuk devletinde herkes kanun önünde eşittir. Devlet bütün vatandaşlarına eşit yakınlıktadır.
Ø     Haksızlığa uğrayan herkes mahkemeler aracılığı ile hakkını arar. Hukuk devletinde hiç kimse hukuksuzca bir davranışta bulunamaz. Devlet bile kişi tarafından mahkemeye verilebi­lir. Eğer devlet tarafından yapılan bir haksızlık varsa mahkemeler aracılığı ile giderilebilir.
Ø     Hukuk devletinde, mahkemeler bağımsız olmak zorundadır. Herhangi bir kimsenin veya bir kurumun etkisi altında olamaz. Çünkü mah­kemeler adaletin dağıtıldığı yerdir. Eğer mah­kemelerin bağımsızlığı sağlanmazsa adalet­sizlikler ortaya çıkabilir. Dolayısı ile mahkeme­lerde gücünü kanunlardan almaktadır.
    Laik Devlet
Ø     Laiklik, devletin hukuk kurallarının akla, bilime ve toplumun ihtiyaçlarına dayalı olma­sıdır. Laik devletlerde din ve devlet işleri bir bi­rinden ayrılır, vatandaşlara inanç ve ibadet öz­gürlüğü tanır.
Ø     Anayasamızın 24. maddesine göre, Türki­ye'de herkes istediği dine inanmakta, istediği ibadeti yapmakta özgürdür. Hiç kimse inancın­dan dolayı veya yapmış olduğu ibadetten dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. Yine hiç kimse laik düzeni yıkmaya yönelik herhangi bir faaliyette bulunmaz.
Ø     Devlet hangi dine mensup olursa olsun vatandaşlarına karşı eşit uygulamalar yapma­lıdır. Ve laik düzenin koruyucusu olmalıdır.

   Sosyal Devlet
Ø     Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin en önemli özelliklerinden birisi de Sosyal Devlet anlayışı­nın olmasıdır. Devlet, dil, din, mezhep, ırk, cin­siyet farkı gözetmeksizin her vatandaşını eşit kabul eder ve herkese hizmet götürmeye çalı­şır. Sosyal devlet anlayışında devlet halk için çalışır ve halk için vardır.
Ø     Devlet; eğitim-öğretim hizmetini, sağlık hizmetini, yol hizmetini, su hizmetini, elektrik hizmetini, iletişim hizmetini ve din hizmetini va­tandaşlarına ulaştırmak zorundadır. Bütün bu hizmetleri yaparken bölge ayrımı yapmama­lıdır. Ülkenin doğusuna, batısına, güneyine ve kuzeyine veya ilinden en küçük köyüne kadar aynı hizmetleri götürmelidir.
   Atatürk Milliyetçiliği
Ø     Cumhuriyetçilik devletin kurucu ilkesidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti Türk milleti tara­fından kurulmuştur. Millet; aynı toprak parçası üzerinde yaşayan, aynı dili konuşan, aynı geç­mişe sahip olan ve gelecekte de birlikte yaşa­ma isteğinde olan insan topluluğudur. Milliyet­çilik ise mensubu olduğu milleti yararına ki­şinin yapmış olduğu her türlü fedakârlıktır. Ge­reksiz yanan bir lambayı kapatmak, gereksiz açık olan musluğu kapatmak en güzel milliyet­çilik örneklerindendir.
Ø     Atatürk milliyetçiliği birleştiricidir. Türkiye sınırı içerisinde yaşayan bütün vatandaşları aynı samimi duygularla kucaklar. Irkçı milliyetçilik anlayışı değil kültür milliyetçiliği anlayışı vardır. Nitekim Atatürk'ün "Ne mutlu Türküm di­yene" sözü bu durumu açıklayan en güzel ör­nektir. Kendini Türk hisseden herkes Türk mil­letinin bir ferdidir.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ’NİN YÖNETİM YAPISI

       YÖNETİMİN ÖZÜ
Ø     Devlet, toplum yararına çalışan, toplum içerisinde ilişkileri düzenleyen, toplumun uyacağı kuralları koyan ve halkını iç ve dış tehditlere karşı koruyan düzene denir .  Anayasamıza göre egemenliğin sahibi Türk milletidir. Millet, egemenlik hakkını Anaya­sanın koyduğu esaslara göre yasama, yürütme ve yargı organları eliyle kullanır.
Ø     Türkiye Cumhuriyeti Devletinde, yasama TBMM, yürütme hükümet, yargı ise bağımsız mahkemeler tarafından yapılır. Bu faaliyetlerin ayrı ayrı organlar tarafından yerine getirilmesine "Güçler Ayrılığı İlkesi" denir.
.
    YASAMA
Ø  Millet, kendi hâkimiyetine dayanarak ka­nun yapma yetkisini kabul ettiği bir organa verir. Anayasamıza göre, yasama organı TBMM'dir. Bu yetki devredilemez. TBMM genel oyla se­çilen 550 milletvekilinden oluşur.
TBMM’nin Görevleri
  Kanun koymak, değiştirmek ve kaldır­mak.
• Bakanları denetlemek,
• Para basılmasına karar vermek,
• Cumhurbaşkanını seçmek,
• Savaş ilanına karar vermek,
• Uluslararası antlaşmaları  onaylamak.
• Bütçe ve kesin hesap tasarılarını görüş­mek ve kabul etmek,
• Genel ve özel af ilanına karar vermek
• TBMM, seçimlerin yenilenmesine karar vermek.

   Türkiye Büyük Millet Meclisi ,hükümetin yaptığı işleri meclis araştırması, meclis soruş­turması ve gensoru yollarıyla denetler. Yapılan işlerde yetkiyi kötüye kullanma ya da yasalara ay­kırı bir durum bulunduğunda meclis, hükümeti "güvenoyu vermemek" yoluyla düşürebilir




Bir Yasa TBMM'den Nasıl Çıkar?(Kanun Nasıl Yapılır ?)

Ø      Hukuk, devletçe konulan ve toplum haya­tını düzenleyen kurallar bütünüdür. Hukuk devle­ti ise yönetimde hukuk kurallarının üstün tutuldu­ğu herkese eşit haklar verilen devleti ifade eder.
Ø     Hukuk devletinde kurumlar yetkilerini hu­kuk kurallarından alır. Bu nedenle hukuk kuralla­rının milleti temsil eden milletvekilleri tarafından halkın yararı gözetilerek eşitlik ilkesiyle çıkarılma­sı gerekir.
Ø     Devletin ve toplumun devamını sağlayan hukuk kuralları, herkes tarafından benimsenmesi ve geçerli olması amacıyla birçok kuruluş tarafın­dan denetlenebilir ve düzenlenebilir.
Ø     Yasalar toplumun ihtiyaçları doğrultusun­da hazırlanır. İlgili komisyonlarda incelenir ve anayasaya olan uygunluğu tespit edilir. Üzerinde gerekli incelemeler yapılan yasa TBMM Genel Kuruluna sunulur. Milletvekillerinin oy çokluğu ile kabul edi­len yasa daha sonra cumhurbaşkanının onayına sunulur. Kabul edilirse resmî gazetede yayınlana­rak yürürlüğe girer. Cumhurbaşkanı tarafından kabul edilmez ise tekrar TBMM'ye gönderilir (Ve­to yetkisi).
Ø     Cumhurbaşkanı veto yetkisine rağmen ikinci defada kanunu onaylamak zorunda kalırsa kanunun iptali için Anayasa Mahkemesine başvu­rabilir.



            YÜRÜTME
       Yürütme kanunları uygulama yetkisidir. Bu yetki ülkemizde anayasaya uygun olarak Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kuruluna verilmiştir.
     Cumhurbaşkanı
  Cumhurbaşkanı devletin başıdır. Bu sıfat­la Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Türk milletinin birliği­ni temsil eder. Anayasanın uygulanmasını, devlet kurumlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gö­zetir.
    Bazı Görevleri
1.  Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni gerektiğin­de toplantıya çağırmak,
2.  Yasaları yayımlamak,
3.  Yasaları yeniden görüşülmek üzere Tür­kiye Büyük Millet Meclisi'ne geri göndermek (Ve­to yetkisi),
4.  Anayasa değişikliklerine ilişkin yasaları gerekli gördüğü takdirde halkoyuna sunmak,
5.  Yasaların, anayasaya biçim ya da esas yönünden aykırı oldukları gerekçesi ile Anayasa Mahkemesi'nde iptal davası açmak,
6.  Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin yenilenmesine karar vermek,
7.  Başbakanı atamak ve istifasını kabul et­mek,
8.  Türkiye Cumhuriyeti'ne gönderilecek ya­bancı devlet temsilcilerini kabul etmek,
9.  Uluslararası anlaşmaları onaylamak ve yayımlamak,
10.  Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Başkomutanlığını temsil et­mek,
11.  Millî Güvenlik Kurulunu toplantıya çağır­mak,
12.  Üniversite rektörlerini seçmektir.
     Cumhurbaşkanlığı makamının boşalması durumunda da yenisi seçilinceye kadar, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, cumhurbaşkanlığı­na vekillik eder ve cumhurbaşkanına ilişkin yetki­leri kullanır.
NOT: CUMHURBAŞKANLARIMIZ
1. Mustafa Kemal Atatürk
2 İsmet İnönü
3. Celal Bayar
4. Cemal Gürsel
5. Cevdet Sunay
6. Fahri Korutürk
7  Kenan Evren
8 Turgut Özal
9. Süleyman Demirel
10. Ahmet Necdet Sezer
11. Abdullah Gül

     Bakanlar Kurulu
Ø     Bakanlar Kurulunun diğer adı hükümettir. Bakanlar Kurulu, Başbakan ve bakanlardan olu­şur. Başbakan TBMM üyeleri arasından cumhur­başkanı tarafından atanır. Bakanlar başbakan tarafından belirlenir ve atamaları cum­hurbaşkanının onayına sunulur. Bakan atamasın­da meclis dışından bir kişi de seçilebilir.
Ø     Hükümet, vatandaşların temel hak ve öz­gürlüklerini kullanabilmesi için yasaların işlemesi­ni sağlar.
       Bakanlar Kurulunun Bazı Görevleri
Ø    Vatandaşa iş olanağı sağlamak (fabri­kalar kurmak)
Ø  • Vatandaşın  güvenliğini sağlamak.
Ø  •Yurdu iç ve dış tehditlere karşı koruyarak vatan bütünlüğünü korumak.
Ø  • Vatandaşlarına hizmet götürmek( yollar, köprüler, barajlar vs. yapmak)
Ø  • Tarım ve hayvancılığı geliştirmek.
              Başbakanın Bazı Görevleri
Ø  • Hükümeti kurmak.
Ø  • Bakanlar arası işbirliği sağlamak.
Ø    Hükümet politikasını takip etmek.
Ø  • Cumhurbaşkanın katılmadığı zamanlarda Milli Güvenlik Kuruluna başkanlık etmek.
Ø    Hükümet programının hazırlanmasını sağlamak

                                   YARGI GÖREVİ
Ø    Yargı yetkisi bağımsız mahkemelere ve­rilmiştir. Yargı organları kişiler arasında veya yö­netenlerle yönetilenler arasında çıkan uyuşmaz­lıkları yasalara uygun olarak çözümler.
Ø    Devletin yargı görevini yürüten mahke­melerin tam bağımsız olmaları gerekmektedir.
Ø   Anayasamıza göre yargı kararları da de­netlenebilmektedir. Bu nedenle yargıyı sağlayan organlar;

1.  Normal Mahkemeler,
2.  Yüksek Mahkemeler olarak ayrılır.
** Anayasamıza göre, vatandaşlar mahke­me kararlarına karşı bir üst mahkemeye başvura­bilir. Sonuç, ilgili mahkemeye ve vatandaşa bildi­rilir. Böylece, uyuşmazlıklar adil bir şekilde çözü­me kavuşturulmuş olur.
 Anayasamızda belirtilen yüksek mahke­meler şunlardır:
  Anayasa Mahkemesi
   Yargıtay
   Danıştay
  Askerî Yargıtay
  Askerî Yüksek İdare Mahkemesi
   Uyuşmazlık Mahkemeleri.
          Ayrıca insan hakları çiğnenmiş vatandaşlar bütün iç hukuk yollarını denedikten sonra, hak ihlalleri ortadan kalkmazsa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kişisel olarak başvurup haklarını arayabilir­ler.

        










HÂKİMİYETİN KAYNAĞINA GÖRE YÖNETİM BİÇİMLERİ
Monarşi
Oligarşi
Teokrasi
Cumhuriyet
   Tüm yetkilerin ve güçlerin tek kişide toplanmasıdır.
   Seçim dışı yöntemler kullanılır.
   Yetki, genellikle miras yoluyla (babadan oğula) geçer ve tek bir kişide toplanır.
   Bu kişinin emirleri tartışılmaksızın kabul edilir.
   Yasama, yürütme ve yargı yetkileri bu kişinin elindedir. Kimseye hesap vermez.
   Belli bir sınıfın, grubun ya da küçük bir azınlığın egemenliği ve yönetimi altında tutulan yönetim şeklidir.
   Asiller meclisi vardır. Bu meclis krala yaptırım uygulayabilir.
   Meclisin kararlarına uymayan kral görevden alınabilir
   Kral yetkilerini bu meclisten alır.
   Bir ülkedeki siyasal yapılanma, devletin yönetim organları tüm siyasal ilişkilerin dinî kurallara göre düzenlenip yürütüldüğü yönetim biçimidir.
   İnsanların eşitliğe, seçme ve seçilme hakkına sahip olduğu yönetim biçimidir. Yönetim ve güç halkın kendisinin seçtiği kişilere aittir.
   Yasaların üstünlüğü vardır. Buna herkes uymak zorundadır.
   Halk memnun olmadığı yöneticileri seçimle değiştirebi­lir




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder